22 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Deniz Kazası

Dalgalar azaldığında, uzaklardaki dağların ardında güneş yavaş yavaş kayboluyor, günün son ışınlarını mavilikler üzerine gönderiyordu. Volt, yıllardır yaşadığı adı sıcak kaya anlamına gelen sahil kasabasında yürüyüşe çıkmıştı. Etrafta sadece denizin sesiyle kuşların cıvıltıları duyuluyordu.

Kumlar arasına gizlenmiş ölü yıldızların yanında bulmuştu o gazeteyi. Sanki bir şeyler anlatmak için oraya bırakılmıştı. İlk sayfada hemen dikkatini çeken bir şey vardı. Çok iyi tanıdığı, yıllardır görmediği, hatta kaybolduğunu duyduğu eski bir arkadaşının gözlerini görmüştü fotoğrafta. Pokim’di bu, sanki ona bakıyor, kendisini görmesi ya da bulması için bir şeyler söylüyordu.

Zamanı tam hatırlamıyordu ama kaybolduğunu duymuştu bir yerlerden Pokim’in. Resimde, arkadaşının yanında üç kişi daha vardı. Haber özensizdi, işini sevmeyen biri tarafından kaleme alınmıştı, fotoğraftaki canlı bakışları öldürmeye çalışıyordu.

Bir yerde, çıktıkları deniz seferinden geri dönemediler, türünden bir ifade vardı. Fazla ayrıntıya yer verilmemişti; bir fırtınadan söz ediliyordu sadece. Bilinen, sıradan bir deniz faciası havasındaydı yazı.

Son fotoğrafları, diye yazılmıştı resmin altında ve imza Philippe’e aitti.

Biraz resme bakınca yanındaki kişilerden birini daha tanıdığını fark etti. Onu, hep kıyıda ufka dalıp giden, şimdiye kadar tek kelime konuşmadıkları bir gölge gibi hatırlıyordu. Ona ve köpeğine her zaman kumsalda uyurlarken rastlamıştı.

Ayrıca resimde bir de eğreti duran, sanki fotoğrafa sonradan monte edilmiş hissi veren şapkalı bir adam vardı.

Eve döndüğünde, gazeteyi masanın üzerine bıraktı, yiyecek bir şeyler hazırlamaya koyuldu. Yemekten sonra fotoğrafı kesti ve bir kartona yapıştırdı. İçinden bir ses Pokim’den şapkalı adama yoğunlaşmasını fısıldıyor, “Hikâyeyi ancak o anlatabilir” diyordu, “çünkü o biliyor...”

Beklemeye başlamıştı, bir ara Pokim’le göz göze geldi. Çaresizdi bakışı, ilk gördüğünden çok farklıydı, üstelik elleri de titriyordu şimdi.

Gözü artık şapkalı adamdaydı Volt’un.

Bütün gece gözlerini ondan ayırmadı ama şapkalı adamdan tek bir söz bile duyamadı, sabaha karşı bitkin bir halde masada uyuyakaldı. Birkaç saat sonra heyecanla açtı gözlerini, yine fotoğrafa bakıyordu. Birden Pokim’in bir şeyler söylemek için öne doğru eğildiğini gördüğünü sandı, yanılmamıştı. Ölü balıkların aryaları eşliğinde gözlerini Volt’a dikmişti:

“Birçok anımızı bana kurduğun tuzakta dibe batarken unuttuğumu görüyorum buradan. Sanki denize açılmamışız da, sahilde bağlı bir teknede bırakılmış, oralarda kalmışız. Şöminenin üzerindeki dört köşe kutuya sıkışmış hastalıklı parmakların boğazıma yapışmış, ne zaman düzeltmek gerekiyor facianın nemli sayfalarını; bu geri dönüşün tanıklarını da sen resmetmedin mi? Bırak önce ben anlatayım her şeyi, sonra yanımdakilerle sen yeniden düzenlersiniz, zaten fırtınada göremediklerin aynanın önünde ve takati kalmamış kanlı yelken bezlerinin sahte lekeleri gibi yüzüne çarpacak bir hızda hareket halindeler.

Bizim ıslak, kumlu ve eski hikâyemizi kim yazacaksa, şapkalı adamı da o konuşturacak ve sen her zamanki gibi hiç utanmadan,’ onun anlatacakları şu anda henüz kurumuş, önemli bir Fransızca gazeteye basılmış bir fotoğraftan çok şey ifade edecek’, diyeceksin...”
M. GÜRELİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder