24 Nisan 2011 Pazar

Soytarılar...

Kâh saraya hâkim bir filozof gibiydiler, kâh itilip kakılan, alaylarının bedelini ödeyemeyecek kadar dışarıda kalıyordu bu insanlar. En büyük özellikleri her zaman sahnede aynı performansı göstermeyi mecbur hissettiklerini öğrenmiş olmalarıydı. Enerjilerinin, zekâlarıyla atbaşı gitmeleri için sürekli tetikte, dinamik ve ayakta olmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı.


Soytarılar için her yer sahneydi, belki de hayat öyleydi. Sarayların her alanı, her santimi, ışıkların, mumların, şamdanların her gölgesi gözleri, kulaklarıydı. Yağmurlar, gözyaşları, nehirler, göller, şelaleler her biri aynı yatakta akıyordu.


Alayla gerçeği birleştiriyorlardı tahtların önünde. Efendilerine akıl verirken bazen en kestirme yollardan gidiyorlar, bazen de sütunların arkasında, çaresizliklerini yansıtan aynaları acı bir tebessümle paramparça etmeyi hayal ediyorlardı. 


Yaratıcı insan tipinin atasıdır bir anlamda soytarılar. Adlarını pek bilmez kimse, onlara ortak isimler konmuştur hep. Zamanı, aklı, nükteyi pek beceremeyenlerin yarı küçümsedikleri, ama giderek onların etki alanına girdikleri kişilerdir. Meczup, deli ya da kusurlu görünürler. Bu yüzden de hep karşılarında gizlenen öfkenin hışmından korunurlar. Bugün adını bile bilmediğimiz birçok soytarı her alanda yeteneklerini dökmüşlerdir ortaya. Rönesans yıllarında altın devirlerini yaşarlar ve Shakespeare onları efsaneye dönüştürür. Kendi gelişmesiyle birlikte, eserlerinde soytarıları da olgunlaşır, birer bilgeye dönüşürler. En muhteşemleri Kral Lear’in soytarısıdır. Bir yerde şöyle der kralına soytarı:

– Akıllanmadan yaşlanmamalıydın.

Soytarılar, hakikatleri farklı biçimlerde söyleme yeteneğinde olan dönemlerinin en cesur insanlarıdır. Hakir görülme, beğenilmediklerinde, gözden düştüklerinde dövülme ve çeşitli cezalara çarpıtılırlar. Onlar birer, ‘tokatlanan adam’dır bir anlamda. Sıkıntıları, dertleri hep sarayın dışında kalır, onları yaşayamaz, belli edemezler.

Sarayda sevilseler de efendilerini eğlendiremediklerinde başlarına her şey gelebilir. Ferrara’nın sarayında Gonella şakadan idama mahkûm edilir, tam infaz sırasında başından aşağı bir kova su dökülür, ama bu kez kalp krizi Gonella’yı yaşamdan koparıverir.

J.M. Coetzee - Kötü Bir Yılın Güncesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder