Boris’in not defterinden:
Gerçeği aramaya hiç girişmeden önce, gerçeğe yakın olmanın büyüsü gibi klişe tamlamalardan uzak durmak gerekir. Bir de hakikati aşma cesareti kanımı donduruyor.
Üzerinde durulması gereken, olması gereken gerçekliğe doğru ilerlemek. Böyle bir yolculuktan korkmamalı.
Kendi gerçeğini yaşayarak kendine karşı çıkabilmeli insan.
Tek doğru:
Hakikati sevmek.
Ve sürekli Paul Rotha’yı okumak.
***
Bir toz bulutu içinde uzaktan atlı arabanın gelişini görüyorduk. Sakallı adam dizginlere yapışmış, hedefinden geri dönmeyecek gibi görünen kararlı bir yüzle yolunun çok uzun olduğunu geçiriyor aklından.
Güneş, bulutların arasında bir görünüp bir kayboluyor.
Arabadakiler, gidecekleri yere bir an önce varmanın heyecanı içinde. Sınırı geçememe korkusu geride kalmış artık, şimdi önlerinde yeni bir hayat onları bekliyor gibi. Bilmedikleri uzun bir yolda doludizgin koşuyor yorgun atlar.
Genç kadın göğe dikmişti gözlerini, üç kuşun mavilikler içinde süzülüşünü seyrediyordu.
Buğday tarlalarını yarıyordu araba, sonra kırmızılar, sarılar, gelinciklerin renkleri büyülüyordu hepimizi.
Islak toprağın kokusunu duyuyordu kadın, yanında babası sanki sakallarını kucağında taşıyor, küçük kardeşi Dimitri de annesine sarılmış, şaşkın şaşkın etrafa bakıyor.
***
Korkunç bir yağmur, hızlı yürüyorum, gözlerim Vera’yı bekliyor sinemanın kapısında, ‘Arsenal’i izleyeceğiz biraz sonra.
***
Sergei Ferro’nun Bir Tarihçinin Gözüyle Sinema adlı yapıtının birçok yerinde Boris’e göndermeler doludur. Onun sinema üzerine yazılarından alıntılar, Dovzhenko’ya olan hayranlığı, kitabın birçok bölümünde dile gelir.
Sergei anılarında şöyle yazar: “Sinema üzerine en güzel yazıları Boris’in yazdığına inanırım; ne yazık ki onları biraraya getirmedi, bir çoğu da kayıp bugün.
Boris, tarihi bir bütün olarak ele almaktan söz ederdi; bir anlamda bu anlayış derinlik, uzmanlık bakışlarına da yeni bir perspektif getiriyor, bir zaman diliminin sınırları üzerine geniş bir yelpaze fikrini ortaya atmış oluyordu.
Boris daha öğrencilik yıllarında Çernişevski’nin Roma’nın Yıkılış Nedeni Neydi? adlı makalesi üzerine notlar almaya başlamıştı. Hatta çocukluk arkadaşı Nikolay’ın dediğine bakılırsa, o zamanlar öyle yoğun bir çalışmaya girmişti ki, Caligula’dan, Caesar’a her şeyi yeniden ele almamız gerekiyordu.
Tuttuğu notlar yeni bir kitabın habercisiydi...
Yine de birçok yazısında bu makalenin etkileri açıkça kendini belli eder. Ama öte yandan notlara göz attığımızda, bize bir eserin, bir yazının nasıl okunabileceği de gösterir. Yazıda, dipnotlarında ince ince bazı düzeltmeler bile yapar.
Makalenin Fransızcaya çevirisindeki yanlışlar üzerine konuşacak kimseyi bulamamanın sıkıntısını bile psikolojik bir deneye dönüştürür, doğru kelimenin sürekli aramayla bile bulunamayacağını göze almaktan söz eder.
O zaman da kimse kulak asmak istemez onun yazdıklarına, sanki ilginç fikirler bulmak için çalışan biri gözüyle değerlendirilir.
Oysa Boris tarihi bir tür araştırma ya da kendi deyimiyle bir serbest dolaşım alanı olarak gördüğünü söylemişti sıkça. Özgürlüğü her şeyin üstünde görmesi de bu yüzdendi. Nereye kadar, diyenlere de, bu sorunun duyulmadığı yere kadar demişti.
Yazıda, ilerlemenin, bilginin ürünü olduğunun altını çizmişti, ama bir nokta vardı ki onun için daha önemliydi: O da, ilerlemenin, tarihin kaçınılmaz sonucu olarak gerçekleşeceği güvencesinin verilemeyeceği düşüncesiydi.
Tarihin sağladığı başarılar, kazançlar, yok olabilen türden, dayanıksız şeylerdi; insan yaşamı kadar, insanın elde ettiği başarılar kadar dayanıksızdı.
Roma’nın düşüşü de böyle bir fenomen olarak eşsiz bir örnekti. Barbar istilacılar, müthiş bir sistem oluşturmuş bir uygarlığı yıkabilmişlerdi. Peki, güçlü bir sistemi mahvedebilmek nasıl bir şeydi ki?”
Hayaller ve Sokaklar-Güreli
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder