14 Ocak 2011 Cuma

Yazarlık üzerine bir deneme...

Gabriel Garcia Marquez, “[İlham] ne bir lütuf ne semavi bir nefes,” diyor, “onu kararlılık ve denetim marifetiyle konunuza kaynadığınız an olarak görüyorum… Konunuzu boyuna mahmuzlarsanız, oda sizi… Tüm engeller silinir, tüm çatışmalar ortadan kalkar, hayal edemeyeceğiniz şeyler olur size ve o an dünyada kesinlikle yazmaktan daha iyi bir şey yoktur.”

Garcia Marquez’in tasvir ettiği ruh firarını ömrümde bir iki defa yaşadım. Belki bu fırsatlar sahiden kararlılığın bir ödülü, yine de ben kesintisiz ateşin gerekli vasfı daha iyi açıkladığını düşünüyorum. Fakat adına ne dersek diyelim, bende o artık yok.

Öbür yazarların eserlerini, ruhun gözünde hayal ürünü manzaralar canlandırabilmek için emek ve ihtimamla kaleme aldıkları yoğun tasvirli pasajları okuyorum; ve umutsuzluğa kapılıyorum. Gerçeğin canlandırılmasında hiçbir vakit iyi olmamışımdır, (yorum olmadığı için rahat yazıyorum) şimdiyse buna zaten mecalim yok. Doğrusu görünür dünya bana hiçbir zaman büyük zevk vermemiştir, onu kelimelerle yeniden yaratmayı içimden gelerek istemişimdir.

Dünyayla olan bağların zayıflaması tabii yaşı ilerleyen ve soğukkanlılığı veya soğukluğu artan birçok yazarın tecrübesi. Düzyazılarının dokusu incelenir, kişileri ve olayları işleyişleri anahatlarına indirgenir. Sendrom genelde yaratıcı gücün solmasına verilir; şüphesiz bu da bedensel gücün, hepsinden önemlisi, arzulama gücünün zayıflamasıyla ilişkili. Oysa içeriden bakınca aynı süreç –aklın özgürleşip berraklaşarak daha önemli işler üstlendiği- bambaşka bir anlam taşıyabilir.

Bunun klasik örneği Tolstoy’dur. Gerçek dünya için kimse genç Lev Tolstoy’dan, Savaş ve Barış’ın Tolstoy’undan daha canlı olamaz. Basmakalıp açıklamaların izinden gidersek Tolstoy Savaş ve Barış’tan sonra didaktizme dönen ve ardından kısa hikayelerdeki kurulukla nihayetlenen uzun bir düşüşe geçti. Oysa ihtiyar Tolstoy için gelişimin seyri bambaşka olmuş olmalı. Düşüşün tam tersine, onu dış görünüşe esir eden zincirlerden kurtularak ruhunu meşgul eden asıl meseleyle doğrudan yüzleşebildiğini hissetmiş olmalı; yani nasıl yaşanacağı meselesiyle.

J.M. Coetzee - Kötü Bir Yılın Güncesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder